Sadece paylaşarak para kazanmak ister misiniz? Tamamen ücretsiz. Öğrenmek için buraya tıkla!

Keşfedilmesi Gereken Hazine: Sait Faik Ödüllü 10 Öykü Kitabı

Edebiyatımızın en önemli yazarlarından Sait Faik Abasıyanık anısına her yıl bir öykücüye verilen Sait Faik Hikâye Armağanı, edebiyat dünyamızın en önemli ve prestijli ödülleri arasında gösteriliyor.

İlk defa 1955’te yazarın annesi Makbule Abasıyanık tarafından kurulan ve Sait Faik anısına verilmeye başlanan Sait Faik Hikâye Armağanı 1964’ten itibaren Darüşşafaka Cemiyeti tarafından sürdürülüyor.

Sizler için bu ödüle layık görülmüş fakat keşfedilmekte güçlük çeken 10 öykü kitabını listeledik.

Stockholm Öyküleri – Demir Özlü

Sait Faik

“…Demir Özlü böyle bir düşselliğin içindedir bu kentte. Orada insan onuruna layık bir ferahlık içindedir bir yandan. (…) Fakat, öte yandan özlemdinmezliğin burukluğunu yaşar. Bu burukluk şaşılası bir dirençle Stockholm Öyküleri’ne yansımıştır. (…) Öykülerde olay yok sanki: Yazarın Stockholm’deki, başka kuzey kentlerindeki ve oraların çağrıştırdığı İstanbul’daki yaşamından görünümler var. Ama bu olaysızlık içinde yaşamın, ayrıntı çizgileriyle çizilmiş olarak, tümü var. (…) Bu betimlemenin aracı olan üslup, yumuşaktır; düşlerin, zaman zaman ılık, zaman zaman da karabasanlı etkilerini yansıtır. Kendisiyle konuşurluk süreci oluşturan bir yapıdadır bu üslup: Karşısına ‘kendi’ni alıp sizi, düşsel – şiirsel etkilenmelere götürür. (…) Bütün bunlar bu öykülerde şiirli bir duygu gözlemciliğiyle saptanmıştır; derinliği ve hızı bir anda veren bir güçle anlatımlaştırılmıştır. Demir Özlü kuşkusuz doğayı – insanı – toplumu irdelemedeki şiirsel gerçekçiliğiyle, zamanı – şimdi – geçmiş – gelecek – diye üç oyluma bölüp sonra onları anı – gerçek – düş üçlemesinden kurulu bir bileşime ulaştırmacılığı ile yepyeni bir yazardır.”

Kumrunun Gördüğü – Ahmet Büke

Sait Faik

“Annem de görmüş babamı. Ağlayıp gözlerini perdeye silmiş. O leke kaldı orada. Ortası koyu, kenarlara gittikçe duman gibi açılıyor. Bilmiyorlar bunu. Acıdan leke çıkmaz. Acı zaten yerinden kalkmaz. Taş ve dağdır. Taşları üst üste dizip üzerine toprak, toprağa da ağaç ve zeytin, ot, böcek koyarsan dağ olur. Perdeden yayıldı bütün eve leke. Duvarlara kirli damar attı. Çatallarının ucu parçalanıp dağıldı. Tavan doldu, damlayıp halıların üzerinde birikti. Katı kuleler oldu odalarda. Divan örtüsüne bulaştı. İçi saman dolu kalıp gibi sert duran yastıklarımız kirlendi. Koştum, gördüm.”

Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı – Bilge Karasu

Sait Faik

Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı’nda baskı, bir dış etken, insan eliyle oluşturulduğu ne denli bilinse de bir tür kıran gibi ortaya çıkar. Bizans’ta “resim-kırıcılık” diye adlandırılan baskı dönemi başlatılırken genç keşiş Andronikos’un kendi kendine sorduğu soru şudur: Birey olarak bu baskı karşısında, benimsemediğim, ama bana zorla benimsetilmek istenen bu yeni inanç karşısında ne yapmalıyım?

İnsan içerikleri, toplumdan topluma, dönemden döneme, çağdan çağa değişebiliyor. Bunların taşıdığı değerin saltık değil göreli olduğu, “Ada” ve “Tepe” öykülerinden oluşan “Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı”nda sürekli olarak altı çizilen bir düşünce. “Dutlar” ise Bizans’taki baskı ortamının çağdaş zaman dilimi içinde, iki ayrı zaman noktasında yeniden öykülenişi. “Ada” ve “Tepe”nin yazarı olarak Bilge Karasu’nun, dolaylı – dolaysız yoldan tanıklık ettiği bu yeni baskı dönemi sonunda, inanç konusunda bir karara varması, kendi öykülerini de karara bağlayışının öyküsü.

İmbatta Karanfil Kokusu – Selma Fındıklı

Sait Faik

İmbat püfür püfür esiyor akşamüzeri… Kadifekale’de, Basmane’de, Kordonboyu’nda, Alsancak’ta, Soğukkuyu’da, Bornova’da, Naldöken’de, İkiçeşmelik’te, Kokaryalı’da, Frenk Mahallesi’nde baygın karanfil kokuları… Rıhtımda her zamanki kalabalık… Şık giyimli Levanten kadınları… Dervişler, hahamlar, papazlar… Gemilerden indirilecek malları bekleyen heyecanlı tâcirler… seyyar satıcılar, lostracılar, balıkçılar… kediler, köpekler, martılar… Mavnaların çatırtısı, hamalların gürültülü konuşmaları en güzel şarkı… Kordonboyu’nda tiyatrolar, oteller, sinematografhaneler, kafe-aman’lar, kafe-şantan’lar, Hamidiye vapurları, atlı tramvaylar, süslü faytonlar… Türkler, Rumlar, Ermeniler, Yahudiler, Levantenler, Beyaz Ruslar… Sultan Abdülaziz devrinden İkinci Dünya Savaşı’nın ilk kıvılcımlarına kadar acıları, sevinçleri farklı olsa da aynı rüzgârla serinleyen tüm İzmir halkı…

Uzak Noktalara Doğru – Cemil Kavukçu

Cemil Kavukçu, değişik kurgulu, buruk bir tat bırakan öykülerinde, okuru, nasıl bir serüvene doğru sürükleneğini bilemediği bir yolculuğa çıkarıyor. Öykünün, bittiği yerde başladığı izlenimi ediniyor okur ve yazarın bıraktığı yerden alıp sürdürmek istiyor öyküyü. Kesin bir sonuca bağlanmayan dertler, düşler, umutlar dile getiriliyor bu öykülerde. Ders vermeye kalkışmıyor yazar, yol göstermek istemiyor; anlatımı paylaşması, öyküyü sürdürmesi için kışkırtıyor sanki okuru. Kendilerine doğru yolculuklar tasarlayan insanların öyküsü anlatılıyor kitap boyunca; kimi öykülerde hiç başlamıyor bu yolculuk, kimileriyse yarı yolda yitip gidiyorlar.

Elveda Alyoşa – Oya Baydar

1989 Sonbaharı’nda doruğuna çıkan siyasal çalkantıların dolaysız yaşanması sırasında edinilmiş izlenim ve gözlemlerden yola çıkararak yazılmış öyküler. Yaşamının çok uzun bir diliminde kapitalizmden sosyalizme nasıl geçileceği sorusuna yazılarıyla ve eylemiyle yanıt aramış bir aydının, Doğa Avrupa’da ‘sosyalizmden kapitalizme geçiş ya da dönüş’ gerçeğini dolaysız yaşarken, keder, öfke, inanç ve umutlardan örülmüş bu öyküleriyle, sorunun salt politik boyutlardan oluşmadığını da kanıtlıyor gibidir.

Av Dönüşleri – Faruk Duman

Derenin kenarında sazlar vardı. Uçurtma mevsiminde koşardık. Ağabeyim öğretmişti, sazlar tehlikelidir. Kırmaya çalışırken dikkatli olmalıdır. İnsanın elini keser. Parmağın ucundan koyu, iştahlı bir kan akar. Belki koluna gider. Koluna gitmesin diye eğip bükersin. Uç böcek uç böcek. İşte sazlar böyledir. Ağabeyim ıslık çalardı, elinde bir avuç iplik, iplikte bir çomak. Kelebeklerin içinde.

Eski Bir Balerin – Feyza Hepçilingirler

Değişenin içinde değişmeyeni yakalamış, evrensele giden yolun ışığını bulmuş, oya gibi bir dil ve çarpıcı bir anlatımla, insanı içinden kavrayarak anlatan öyküler bunlar.

Bizi Çağanoz diye Biri Öldürdü – Bora Abdo

Varoluşlarından sıyrılmış sağır papağanlar, denizkızları, çeyiz sandıklı travestiler, kuklalar, kötü rüyalar gören ayı oynatıcıları, çarmıha gerilmiş karakalem kediler, hayvan ölülerinden ilaç yapan kardeş katili, ensest yaşlı kız kardeşler, çiğdeci kuşlarının âşık olduğu on iki yaşındaki kambur korkuluk kız, keskin bir çürüme sürecindeki devinimleriyle çıkıyorlar okurun karşısına.

Yabanın Adamları – Tarık Dursun K.

Bu yapıtında, insan ilişkilerine bir demet gülle yaklaşıyor Tarık Dursun. İnsanın içindeki gizli kalmış sevgi odalarının kapılarını tıkırdatıyor… Ayrıca bunu usta bir şekilde yansıtıyor. O, gizli sevgi odalarından aldığı ses çok önemlidir; çünkü inanılmaz bir iletişim vardır okuruyla.

Daha Fazla İçerik
Dövüş Kulübü Filminden Hayat Felsefesi Niteliğinde Alıntılar